|
| Hayata Dokunmadan Yaşamak Nereye böyle... Acelem var, sonra görüşürüz. Görüşüyoruz da ne oluyor. Bir türlü konuya giremiyoruz. Yani birlikteliğimize “şimdi ve burada” ya yoğunlaşamadıktan sonra görüşmeler hep bir şeylerin eksikliğini hissettirip bitiyor. Kendimizle de dahil, toplumsal yabancılaşma sürecini yaşıyoruz galiba... Medyadan düşünce soframıza servis edilen bir sorunu çözmek için tam yoğunlaşıyorken, başka bir gündem zihnimizi işgale hazırlanıyor. Bir sorundan diğerine koşturmaktan bitkin düşen zihnimiz, ruhumuzu karamsarlık ve atalete yönlendirerek kendi gerçeklerimize bile yüzeysel ve lakayt kalmamıza neden oluyor. Dünyanın her tarafından kopup gelen sorunlar, hayatın kendisini sorun haline getiriyor. Varoluş gerçeğine hazmedilebilir bir açıklama getiremeyen akıl, acziyetini ilan etmek zorunda kalıyor. Her şeyi hızla tüketip bir başkasını elde etmenin hesaplarıyla ilgilenmek yaşamı olabildiğince sığlaştırmaktadır. Bilgiye ulaşmanın kolaylaşmasıyla zihnimiz kütüphane arşivlerine döndü. Her taraftan gelen bilgi seliyle başa çıkabilmek mümkün değil. Yaşam hızımızın artmasına rağmen, işlerimizin hep yarım kaldığı şüphesiyle içimizdeki boşluğu derinleştiriyoruz. Açığı kapatmaya uğraştıkça benliğimizle yaptıklarımız arasındaki boşluk daha da büyüyor. Cilalı imaj devrinde yaşıyor olmamızın etkisiyle aslımızın değil, gölgemizin öncülüğünde ilgi alanımızı olabildiğince geniş tutarak hayata dokunamadan teğet geçip gidiyoruz. Kendimizi ve çevremizdeki insanları birer nesne olarak algılama yanılgısıyla ilişkilerimiz faydalanma temelinden kurtulup paylaşma esasına dayandırılamıyor. Maskelerin altında acı çeken, gizli depresyon yaşayan insanlar duygularına yazık ediyor. Düşünceleri bastırmak istercesine müziğin sesleri yükseltiliyor. Kimsenin kimseyi duymadığı ve renkli dumanların gizlediği mekanlarda eğlence adına yapılan her türlü sefalet yaşamı daha da bayağılaştırıyor. Bireysel sorumluluğu üstlenmekten ve duygusal risk almaktan kaçınarak yaşanılan hayat daha çok sıkıntılarla geçiyor. ‘En sıkıntılı insan işsiz insandır’ gerçeği bize kaçmanın bir çözüm olmadığını ispat ediyor. İşe; kendimizi dinlemeyle başlayabiliriz. Karmaşanın ortasından sıyrılıp kendimizi ciddi anlamda sorgulamalıyız. Düşüncelerimiz ve yargılarımız kimin standartlarına göre düzenlenmiş acaba? Taşıdığımız benlik duygusu çağın bize empoze ettiği etkilerle mi dolu, yoksa insanî endişeleri algılayabiliyor muyuz? Hep birlikte takip ettiğimiz savaş vahşetinde bile, insanların çoğu stratejik boyutu önemsedikleri kadar insanî boyutu önemsemediler. Kadın ve çocuk cesetlerinin gölgesinde savaş tahminleri yapan insanlar, hayata ne kadar da yüzeysel bakıyorlardı. İnsanlığın kendi gerçeklerine bu kadar yabancılaştığı başka bir çağ yoktur herhalde. Kendimizle yüzleşecek vakit bırakmayan medeniyet-i sefihe her anımızı başkalarının bizim için seçtiği sahte gündemlerle dolduruyor. Tehlikenin sinsi ve bizden taraf gözükmesi, hâl çarelerini düşünme noktasında acziyete düşmemizi sağlıyor. Global kapitalizmin savunucuları dünyayı maksimum kâr elde etme gayesiyle hoyratça kullanmaktadır. Özellikle gençleri hedef alarak; özgürlüğü nefsin her istediğini yapması olarak tercüme eden batılı anlayış, kendi içindeki çılgınlığı yeni sömürge arayışlarıyla tüm dünyaya taşıma psikolojisiyle hareket etmektedir. Kendi gençliğinin ahlâki dejenerasyonunu ve anlamsızlık sorununu görmezlikten gelerek toplumsal yapılarını da tehlikeye sokmaktadırlar. Suç oranlarının ve sapkın davranışların artması ve giderek yaygınlaşması hayatı sadece fani dünyadan ibaret sayan batılı insanın ölüm gerçeği karşısında gaflet bataklığına saplandığının acı bir göstergesidir. Kendi arzularını büyük düşüncelermiş gibi insanlığa takdim edenler, doymak bilmeyen narsist benliğin yücelttiği değerlerinin altında eziliyorlar. Dünyada yaşanılan iğrençlik düzeyindeki acıların, beşerin gözünü açtığını düşünüyorum. Bundan sonraki gelecekte birey, başta kendi hayatı olmak üzere yaşama bu kadar yüzeysel bakamayacak. İman etmeden yaşamanın ne kadar güç olduğu müşahhas misallerle apaçık gözler önüne serilmiştir. Gözlerimiz çok zor ve karanlık günlere şahit oldu. Zifiri karanlığın kuşattığı tünelin sonuna yaklaşıldı. Son bir gayretle ışığı yakalayacağımıza inanıyorum. Yeter ki, bundan önce atılan adımları tamamlayacak son adımları atma azmini gösterebilelim. |
|
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi
rizedost@hotmail.com adresine gönderin.
|