|
| TKY’NİN ARKA PLÂNI İşin mahiyetinden ziyade şekliyle meşgul olma alışkanlığı, yeni bir anlayışı yerleştirirken yaşadığımız değişim sürecinde sinsice ortaya çıkar. İleri görüşlü olamayışımızın yada ürünleri uzun vadede alınacak yatırımlara sıcak bakmayışımızın ardında hep bu kolaya talip olma alışkanlığımız sürer gider. Bunun da kökü derinlerde olan bir dizi yanlışların neticesi olduğu bilinmekle beraber, bu yazının hacmini aşacağı için başka bir zamana bırakmayı daha uygun görüyorum. “Haydi Toplam Kalite Yönetimi anlayışına geçiyoruz!” diyerek geçilemeyeceği birkaç girişimden sonra anlaşılınca heyecanımızı hemen yitiriveriyoruz. Halbuki TKY çalışmalarının başlatılmasından önce yerine getirilmesi gereken hazırlık çalışmaları yeterince yapılmadığında mesafe alınamayacağı önceden bilinmeliydi. ‘Dostlar alış-verişte görsün’ basitliği ile, kâğıt üzerinde yapılanlar kendimize yabancılaşmamızdan başka bir yarar sağlamıyor. Türk toplumunun son yıllarda menfaatini ön plânda tutan hedonist bir bireyselleşmeye doğru yol aldığını gözlemlemekteyiz. Geçirdiğimiz bu sosyal değişimi Fransızca kökenli olan ‘évolution’ kavramı ile ifade edebiliriz. En tepeden en aşağısına kadar hizipleşme hastalığı kolektif ürünler ortaya koymamızı engellediği gibi, ihtiraslarımızın toplum menfaatinin önünde seyretmesine de neden olmaktadır. “Rekabetçi ve bireyci kültürlerde, bireyler arası yada yönetenler ve yönetilenler arası güç mesafesinin fazla olduğu kültürlerde ve yönetilenlerin karara katılımının söz konusu olmadığı toplumlarda” TKY anlayışını uygulamak için bazı engelleri kaldırma konusunda yapılacak çalışmalara öncelik verilmesi gerekmez mi?(M. Şişman,Eğitimde TKY,47). Okullarda bu işte sorumluluk alan arkadaşlar bilirler; en başta insanları inandırma, ikna etme sorunu ile başa çıkmak ve yaşadığı çatışmaları başarıyla aşmak zorundadırlar. Diyelim ki bir şekilde bu aşamayı geçtiniz, sonrasında resmi ilişkileri öne çıkarıp, resmi olmayan ilişkileri yadsıyan kapalı bir iklim ve negatif bir atmosferde çalışmanın dayanılmaz yalnızlığını yaşarsınız. İşin bu noktasında inat damarınız tutup da “Ben anlamam arkadaş! Ya bu anlayışı kabul edersiniz, yada sistem sizi eler” gibi kocaman bir lâf ettiniz mi, merak etmeyin herkes etrafınızda pervane olup bu işi sizden kapmaya can atacaktır(!). Japon toplum kültürü, ortak hareket etme davranışını öne çıkaran grup merkezli ve insana değer veren bir kültür olduğu için TKY anlayışını uygulamada başarılı oldular. Bizim öncelikle halletmemiz gereken, TKY’nin arka plânında yer alan kültürel özellik ve dinamikleri tespit edip bürokratik yapımızdaki ve toplumsal alışkanlıklarımızdaki bu anlayışa aykırı zıtlıkları giderme çarelerini araştırmak olmalıydı. Bilgilenmeden sağduyu sahibi olunamayacağını, korkularımızı gideremeyeceğimizi anlamadığımız için ahkam kesmeye bayılıyoruz. Değişime direnmemizin bir nedeni de getireceği külfetin rahatımızı bozacağı korkusudur ve bunun yegane sebebi de bilgisizliktir. Çalışanları bilgilendirme TKY’nin sürekli eğitim ve iyileştirme ilkesi gereği zorunlu olması dolayısıyla hiç ihmal edilmemesi gerekirken, maalesef yeterli önemin verildiği söylenemez. Roma İmparatorluğu’nun yıkılışının sebebini anlatırken Çiçero: “çok konuşuyorduk ve bilgisizdik” diyor. Çalışanları bilgiyle güçlendirmeden ve onlara yetki vermeden, sorumluluk vererek karar verme sürecine katılmalarını beklemek hayal olur. Takım çalışması yapmadan yada ekip ruhu geliştirmeden de TKY çalışmalarını yürütmek bu anlayışın özüne ters olacağından istenilen sonuç alınamayacaktır. Shakespeare’ın: “Sözlerin uçuyor havaya, ama düşüncen yerde... öz olmayınca, söz yükselmiyor göklere.” ifadesi, içini dolduramayacağımız bir anlayışı yeterince anlaşılamaması dolayısıyla heba edeceğimiz korkusunu pekiştirmiyor değil. Verilerle iş görmeyi alışkanlık edinemeyişimiz, bizi ezber stratejilere ve hazır reçetelere talip olma kolaylığına itiyor. Okulların açılacağı şu günlerde bırakalım süslü kelimelerle dolu zümreler, plânlar ve çerçeve programlar hazırlamayı... Önce girdilerimizin tespitini yapalım. Öğrencilere boş kâğıtlar dağıtalım, soralım onlara beklentilerini, hedeflerini ve bu beklentilerinin nasıl karşılanacağını. Problem çözme ekipleri oluşturmadan önce anketlerle, tartışmalarla, mülâkatlarla sorunları önem sırasına dizelim. Elimizde somut veri olmayan bir konuda çok konuşmayalım, bunun yerine bilgilenmek için araştıralım, çözüm için okuyalım ve eyleme geçelim. Bu öğretim yılının bir önceki yılın tekrarı olmasını istemiyorsak etki sahamızdaki konular üzerine yoğunlaşalım. |
|
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi
rizedost@hotmail.com adresine gönderin.
|