GENÇLİK
ÇAĞI
İnsan yaşamı doğumdan başlayarak birbiriyle bağlantılı çağlar için gelişir,
olgunlaşır ve sona erer. Doğum sonrası yaşamda ilk gelişim çağı olan
bebekliği çocukluk, gençlik, erişkinlik ve yaşlılık izler. Çok kesin
sınırlarla ayrılamayan bu çağların her birinin kendine özgü özellikleri
vardır ve her bir çağ kendinden bir önceki çağdan etkilenir, bir sonrasını
ise etkiler.
Çocukluk
ile erişkinlik arasında yer alan geçlik çağı, yaşamın belki en güzel, ancak
en zorlamalı dönemidir. Bu çağ bireyde köklü fiziksel, duygusal ve zihinsel
değişmelerin gerçekleştiği hızlı bir büyüme ve olgunlaşma sürecini içerir.
Genç, çocukluk döneminde getirdiği duygu, düşünce ve davranış kalıplarını,
gözden geçirir, değiştirir; bu çağda edindikleriyle bütünleştirir ve içinde
bulunduğu toplumda, bir erişkin olarak yaşamasını sağlayacak bir biçimde
kendi kişiliğine katar. Gencin kişilik gelişiminde önemli payı olan bu
oluşum uzun gelişimsel tehlikeleri ve sorunları olan bir süreci
içermektedir. Bu açıdan geçlik çağı bir uyumsuzluk, bir dengesizlik dönemi
olarak nitelendirilmektedir. Ancak, kişilik özellikleriyle yetenek ve
ilgilerin duru ve somut olarak en belirgin bir biçimde ortaya çıktığı,
yaratıcılığın en üst düzeye vardığı gençlik çağı aynı zamanda ir “ ikinci
doğuş “ dönemidir de. İşte özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısından bu
yana dünyanın gençlere gösterdiği ilgi, gençlik çağının sözü edilen ve
birbirleriyle çelişkiliymiş gibi görünen bu iki özelliğinden
kaynaklanmaktadır. Şöyle ki:
1.
Gençlik çağı sorunları ve tehlikeleri bol olan bir uyumsuzluk ve
dengesizlik dönemidir.
2.
Geçlik çağı, ortaya genel çizgileri çıkmakta olan kişilik
özellikleri, yetenek ve ilgilerin eğitimle pekiştirilip, onlara son şeklin
verilebileceği ve “ikinci doğuş“un gerçekleştirilebileceği bir yaşam
dönemidir.
Şu halde “
geçlik çağı içinde olan bireylere toplumun yardımcı olması ve yol göstermesi
gerekli ve zorunlu “ olmaktadır. Bu zorunluluk bugün tüm dünya devletlerinin
geçlere bakış açılarını etkileyebilecek temel bir ilke görünümündedir. (
Uluğtekin, 1986 , ss. 47 – 48 ).

Günümüz
toplumlarında ve literatürde gençlik çağının yaş sınırlarına ilişkin
görüşler birbirinden oldukça farklılık göstermektedir. Temelde biyolojik bir
kavram olarak nitelenebilecek “ gençlik “ tanımı günümüz şarlarında,
ekonomik, toplumsal ve kültürel yönden geniş boyutlarda
değerlendirilmektedir. Ortak bir gençlik tanımına varılamamış olsa bile,
tanımlama ve açıklamalarda biyolojik özellikler ve yaş grup lamalarıyla
sınırlı kalınmadığı görülmektedir. UNESO ‘nun bir yayınında, üç ayrı gençlik
tanımana yer verilmiştir. Birinci tanımda geçliğin “ 15-25 yaş grubu “
olarak belirtilmesinin yanı sıra, gencin kişilik yapısı da hesaba katılarak
“genç –öğrenim yapan hayatını kazanmak için çalışmayan ve kendine ait konutu
bulunmayan kişidir. “ “ genç, geniş bir hayal gücüne sahip olan, cesaretin
çekingenliğe ve macera isteğinin rahatlık duygusuna üstün geldiği insandır.
“ ( Uluğtekin, 1986, ss. 47-48 ) gibi, ikincil ve üçüncül tanımlara gerek
duyulmuştur. Ülkemizde de çeşitli araştırmacılar tarafından geliştirilen
farklı gençlik tanımlamaları bulunmaktadır. Köknel ‘e göre genç “ belirli ve
sınırlı bir yaş dilimi içinde, duygu, düşünce, davranış ve tutum olarak
gelişme çabası harcayan kişidir. “ Yörükoğlu‘na göre ise ( 1987, s.3)
gençlik çocukluk ile erişkinlik arasında yer alan gelişme, ruhsal olgunlaşma
ve yaşama hazırlık dönemidir. Gökçe ise gençliği ( 1984, ss. 3) buluğa erme
ile başlayan, fizyolojik ve psikolojik, değişmeyi içeren, bireyi sosyal
olgunluğa hazırlayan, bir yaş dönemi” olarak tanımlanmıştır.
Bütün bu
tanımlamalardan geçliğin toplum için ifade ettiği önemi belirtecek bazı
ortak yönler bulunduğu görülmektedir. Gençlik dönemi her şeyden önce
yetişme, hazırlanma, öğrenme aktivitelerini kapsayan dinamik ve değişken bir
süreç olmaktadır. Gencin , aile, okul, iş ve yakın çevresi ile sürdürdüğü
faaliyet ve ilişkileri sonucu edineceği davranış, tutum, düşünce ve bilgi
birikim, hem kendisinin hem de toplumun geleceğini biçimlendirecek unsurlar
olacaktır. Bu nedenle henüz olgunlaşmamış bir insanın sosyal olgunluğa
yöneltilmesi; içinde bulunduğu toplumun alışkanlık, değer, tutum ve
inanışlarını öğrenme ve uygulama süreci olarak tanımlanan sosyalleşmenin
niteliğine bağlıdır. Genç insan, değişken ve dinamik yapısını nitelikli ve
yeterli bir sosyalleşme süreci içinde sürdürdüğünde verimli ve sağlıklı
kişilik özelliklerine sahip olabilecektir. Gencin, özdeşleşme, özerklik ve
sorumluluk duygularını geliştirme özlemi ve çabası sonucu ortaya çıkan
sorunlarının; toplumsal ve ekonomik yapıya uygun olarak getirilecek
çözümleri, gençliğin ve dolayısıyla toplumun geleceğini belirleyici önemde
olacaktır. ( MEGSB, 1986, ss.1-2 ).
Gençlik
Çağı Gelişimsel Özellikleri
Gençlik
çağı gelişimsel gereksinimlerinin en temelde 3 kategoride ele alındığı
görülmektedir. Bunlar fiziksel – fizyolojik, toplumsal ve ahlaki, duygusal
ve zihinsel gelişim alanındaki gereksinmeler ve gelişmelerdir.
Gençlik
çağı hızlı bir büyüme dönemidir. Geçte fiziksel ve fizyolojik gelişim
açsından büyük değişmeler olur. Bu dönemin belirleyici gelişimi cinsel
alanda olur, bedende değişme, seste değişme, ilgi ve yönelimlerin değişmesi
bu çağa özgü fiziksel ve fizyolojik değişmenin içine girmektedir.
Gencin
toplumsal ve ahlaki gelişim süreci içinde özdeşleşme özerlik ve sorumluluk
kavramlarının önemli bir yeri vardır. Genç kişiliğini oluşturma süreci
içinde benzemek istediği bazı kişi ve gruplara yakınlık duyar. Onlar gibi
düşünmek, duymak, davranmak, “ onlar gibi olmak “ ister buna özdeşleşme
denir. Gencin sağlıklı bir özdeşleşme süreci geçirebilmesi ve özerlik ve
sorumluluklarının sınırlarını iyi çizebilmesinde, içinde yaşadığı toplumun
daha somut bir deyişle, ailesinin, arkadaş, gruplarının, eğitim öğretim
kurumlarının, çalışma ortamının ve özgür zamanları değerlendirme
etkinliklerinin payı büyüktür. Tüm bunlar gencin nasıl bir kişi olacağına
karar vermesinde, yani “ benlik kimliği “ kazanmasında önemli bir etkiye
sahiptir.

Duygusal
ve zihinsel gelişim sürecine bakıldığındı, gencin zıt duyguların sık sık
etkisi altında kaldığı söylenebilir. Kendini tanıma, duygularını ifade etme
bu dönemin en önemli gelişimsel görevlerinden biridir. Genç, bu görevi
gerçekleştirmek için özgürlüğünü kullanabileceği, gerekli durumlarda destek
alabileceği bir ortama ve kişilere gereksinim duyar. Zihinsel gelişim
acısından da soyut düşünme yeteneği kazanma, içinde yaşadığı toplumla ve
dünya ile bütünleşme, dönemin özellikleri içinde sayılabilir.
Sosyal ve
kültürel çevrenin gençlik hakkındaki görüşleri ve beklentileri, gençlik
hakkındaki görüşleri ve beklentileri, gençlikle iletişimde benimsediği
tutumlar, iş-meslek seçimi, kendini geliştirme, geleceği planlama konusunda
gence sağlanan olanakla, bu dönemde yaşanan sıkıntıların yoğunluğunu ve
çeşitliliğini etkilemektedir. ( Lemer, 1985). Bu durum psiko-sosyal çevrenin
gencin kişilik gelişiminde ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Gencin
birincil çevresinin ona sağladığı sevgi; bu dönem özelliği olarak kendisinde
meydana gelen fiziksel, duygusal ve sosyal değişmelere uyum sağlanmasında en
büyük destek olmaktadır. Gencin, kendi yaşamında ve çevresinde doyurucu
etkinlikler gerçekleştirmesini engelleyen yoksulluk, aile üyelerinin kaybı,
ebeveynin boşanması, korunmaya muhtaç hale gelme gibi olumsuz deneyimleri,
kendine yeterli olma duygusunu olumsuz etkilemekte ve ruh sağlığının
bozulmasına neden olmaktadır. Yapılan çalışmalar, gençlik döneminde olumsuz
yaşam olayları ile geçlik depresyonu arasındaki ilişkiye işaret etmektedir (
Barrera ve Garrison, 1972, Öy, 1995)
Sorunlarıyla başa çıkabilen, özerk gençler, sağlıklı geçlerdir. Bu grup,
sağlıklı yetişkinler olarak yaşamlarını devam ettirme şansına sahiptir.
Diğerleri ise, gelişimleri ve gelecekleri risk altında olan gençlik grubunu
oluşturmaktadır. Bazı gençlerin gelişimleri “ özel konumları “ nedeniyle
risk altındadır. Bedensel ve zihinsel özürlü, uyumsuz ( suçlu, uyuşturucu
madde bağımlısı, ruhsal sorunu olan vb. gibi ) ve korunmaya muhtaç geçler bu
gruba girer.
KORUNMAYA MUHTAÇLIK VE GENÇLİK
Korunmaya muhtaç çocuklar, toplum
standartlarına göre tehlikede sayılan ve durumuna toplumca el konulması
gerekli görülen çocuklardır.1983 yılanda yürürlüğe giren 2828 sayılı Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Yasası ile bu çocukların bakımı,
yetiştirilmesi ve topluma kazandırılması görevi Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ‘ ne verilmiştir. Korunmaya muhtaçlık
olgusunda; bakımı, yetiştirilmesi, korunması ve gözetilmesindeki eksiklikler
nedeniyle çocuğun sosyal, fiziksel, ruhsal ve ahlaki yönden sağlıklı bir
yetişkin olması risk altındadır. Çocuğu bu duruma düşüren nedenler, yasada
da gibi ana baba yokluğu ya da yoksulluğu ile sınırlı değildir. Ailenin
ihmal ve istismarı da çocuğun korunmaya muhtaç hale gelmesinde önemli bir
işleve sahiptir (Koşar 1992). Haklarında yetkili mahkemelerce korunma kararı
alınmış olan çocuklardan 0-12 yaş grubuna çocuk yuvalarında, 13-18 yaş
grubuna ise yetiştirme yurtlarında hizmet verilmektedir.

Yetiştirme
yurtları, 13-18 yaş arası korunmaya muhtaç geçleri korumak, bakmak ve bir iş
veya meslek sahibi edilmeleri ve topluma yararlı bireyler olarak
yetiştirilmelerini sağlamakla görevli ve yükümlü yatılı sosyal hizmet
kuruluşlarıdır. Koruyucu aile ve evlat edinme gibi bakım modelleri de
bulunmasına karşılık ülkemizde en çok benimsenen bakım tipini, kışla tipi
kurular oluşturmaktadır. Gerek çocukluk, gerekse gençlik döneminin
özellikleri ele alındığında bu tür bakımın pek de olumlu özellik taşımadığı
söylenebilir. Bilindiği gibi genç, bir taraftan bağımsız olma çabası
içindeyken, diğer taraftan da büyüklerin desteğine gereksinim duyar. Kışla
tipi bakım veren çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları istendiği kadar
birer aile yuvası olarak kabul edilmeye çalışılsın, çocuk ve gencin büyükler
tarafından desteklenmesi ve yönlendirilmesi işlevini yerine
getirememektedir. Bunun başlıca nedeni ise gençleri destekleyecek ve
sorunlarının çözümünde yardımcı olacak mesleki personelin sayıca azlığı ve
sık değişmesidir. Erikson ‘ a göre (1968) ergenlik bir kimlik arayışı
dönemidir. Genç hızla oluşan biyolojik ve psikolojik değişmelere sağlıklı
uyum yapmakta zorlanır. Bu uyumun gerçekleşmesinde gencin içinde yaşadığı
sosyal çevrenin önemi büyüktür. Block ve Block ( 1980) iç ve dış baskılar
nedeniyle kişilik gelişiminde başa çıkma sorunu olanların risk altında
olduğunu, sorumlu ana babalık ve iyi bir yönlendirmenin ergeni bu riskten
koruyabileceğini ifade etmişlerdir. Yazarlara göre risk altında olan
ergenler aşırı pasif ya da saldırgan, diğerlerine göre iletişim becerisi
zayıf, şüpheci ve kurallara aykırı davranış göstermeye daha yatkın
bireylerdir. Kurum bakımında olan geçlerin bu konularda risk altında olduğu
çeşitli çalışmalarda belirtilmektedir ( Cılga 1989, Hutchinson ve ark. 1992,
Bulut 1995a) Bu çalışmalarda, yetiştirme yurdunda kalan gençlerin alkol ve
uyuşturucu kullanma suça yönelme ve intihar girişiminde bulunma
eğilimlerinin daha yüksek olduğu üzerinde durulmaktadır. Aile, akrabalık ve
komşuluk ilişkileri sınırlı olduğundan sosyalleşmenin sadece kurum içinde
gerçekleştiği, kendi aralarında arkadaş ilişkileri oluşturamadıkları bu
çalışmaların bulguları arasındadır.
Ergenlerin
akran grupları aracılığıyla kendini ifade etme ve iletişim becerisi
geliştirme deneyimi kazandıkları bilinmektedir. Ergenlik döneminde bireyin
grup içinde kendini ifade etme ve iletişim becerisi geliştirme deneyimi
kazandıkları bilinmektedir. Ergenlik döneminde bireyin grup içinde kendini
ifade etme ve dışa vurma davranışı ile, başkalarının ifade ettiği duygulara
duyarlı olma becerisinin giderek arttığı bildirilmektedir ( Linda 1992 )
Kurum bakımında bulunan gençlere yapılan grup çalışmalarında edinilen
gözlemler, bu ergenlerde kendini doğru ifade etme davranışının yeterince
gelişmediğini göstermektedir. Dış çevre ile olan iletişimin sınırlı oluşu
buna neden olabilir. Belki de günlük yaşam onlara kendilerini oldukları gibi
dışa vurma fırsatı vermemektedir. Buna koşut olarak gruptaki diğer kişilere
duyarlı olma da sınırlı düzeydedir.
Kurum
Bakımını Gençler İçin Olumsuz Kılan Nedenler Şöyle Sıralanabilir :
Kurumların Fiziksel Özellikleri :
Kışla tipi kurumlar çok sayıda gencin
barındığı kurumlar olması nedeniyle gençlerin kendi aralarındaki ve idare
ile olan ilişkilerinin birinci derecede, sık ve yüz yüze olmasını
engellemekte, bu da gencin sağlıklı gelişimini tehlikeye düşürmektedir.
Personelin Nitelik ve Nicelik Açısından Yetersizliği:
Yetiştirme yurtlarındaki yapılaşma, meslek
elemanlarının mesleki görevlerini gerektiği şekilde yerine getirmelerini
önlemektedir. Kurumlarda görevli Psikolog ve Sosyal Hizmet Uzmanlarının gece
nöbetlerine kalması kurumdaki belirli genç gruplarından sorumlu olmaları
kendi görevlerini, ayrıcalıklarını ortaya koymalarında engel teşkil
etmektedir. Bu durum gerek kurumda kalan gençleri, gerekse meslek
elemanlarını Sosyal Hizmet Uzmanının rolü hakkında, çatışmaya düşürmektedir.
Nöbet sırasında gençleri kontrol eden, ihtiyaçları ile ilgilenen, gerekirse
cezalandıran bir görevliyi ertesi gün Sosyal Hizmet Uzmanı rolü içinde
görmek ve kabullenmek gençler için pek söz konusu değildir. Aynı rol
kargaşası, meslek elamanları için de söz konusudur.
Bu
yapılaşmanın temelinde personelin nicelik olarak yetersizliği vardır. Ancak
bu durum yetiştirme yurtlarında çalışan meslek elemanlarının niteliklerini
geliştirmemelerine, giderek mesleki niteliklerini tamamen kaybetmelerine yol
açmaktadır. Sonuçta zarar gören yine destek ve hoşgörüden uzak kalan, sosyal
ve duygusal ihtiyaçları karşılanmayan gençler olmaktadır.
Yönetim, Personel ve Genç İlişkileri:

Bilindiği
gibi kalabalık ortamlarda iletişim çeşitli kurallara bağlı olarak
gerçekleşir. Gençler için ise kayıtsız şartsız bazı kurallara uymak zorunda
bırakılmak, arzu edilmeyen bir durumdur. Çünkü geçlik, otoriteye baş
kaldırma dönemidir. Bu nedenle ilişkilerde onların bu özelliğini dikkate
almak gerekir. Nasıl ki aile içinde kendisine hiçbir sorumluluk verilmeyen,
yaptığı olumlu davranışlar fark edilerek ödüllendirilmeyen, kendisinin
hiçbir katılımı olmadan konmuş kurallara uymadığı zaman cezalandırılan bir
birey, aileden uzaklaşırsa; aynı şey yüz yüze iletişimin bile devamlı
sağlanmadığı kışla tipi kurumlarda gençler için daha kolay söz konusu
olmaktadır.
Gençlerin Kendi Aralarındaki İlişkiler:
Yapılan çalışmalar “
kendini ifade etme “ ve “ başkalarına karşı duyarlı olma” davranışının,
korunmaya muhtaç grupta pek gelişmediğini göstermektedir ( Linda, 1972;
Hutchihson ve diğ. 1992; Bulut 1995a). Bu nedenle gençlerin kendi
aralarındaki ilişki yüzeyseldir. Birbirlerini koruma davranışı genellikle
karşılıklı çıkar ilişkilerine bağlıdır. Aralarında özdeşim kurabilmeleri
için olumlu modeller çok azdır.
Toplumun Yetiştirme Yurtlarına Bakış Açısı:
Dış
çevrenin yurt çevrelerine karşı olumsuz tutumları “ yurtlu olma” kavramını
ortaya çıkarmıştır. Gençlerin yurtlu olarak kendilerini ayrı bir kategori
içinde görmeleri aşağılık duygularına ve toplumdan kopmalarına neden
olmaktadır. Yetiştirme yurdunun dışında kendini kabul ettirme, arkadaş
edinme şanslarını düşük görürler ( Bulut, 1995) özellikle okuldaki
öğretmenlerin yurt çocuklarına karşı aşırı koruyucu veya aşırı
itici-dışlayan davranışları, bu duyguların pekişmesine yol açmaktadır.
Tüm bu
özellikler yetiştirme yurdundaki gençlerin çocukluktan yetişkinlik dönemine
geçişte kendisinde meydana gelen psikolojik ve sosyal değişmelere sağlıklı
uyum yapmasını güçleştirmektedir. Kışla tipi kurumlarda yetişen korunmaya
muhtaç gençlerin ortak profili şu şekilde ifade edilebilir :
Kendilerini şanssız, yalnız ve sevgisiz hissedeler. İnsanlara, yakın
arkadaşlarına dahi güvenmezler. Sevgilerini, duygularını ifade etmekte
güçlük çekerler. Başkalarının duygularına karşı duyarsızdırlar. Her şeye
sahip olsalar da doyumsuzdurlar. Yemek, giyim, ilgi, sevgi açısından yoksun
olduklarını düşünürler. İnsanlara, hatta birbirlerine karşı bile sık sık
düşmanca duygular beslerler. Kişilerin sorularından kaçmak veya aşağılık
duygusundan kurtulmak için yurtta olduklarını saklama eğilimindedirler.
Birbirlerin ile ilişkilerinde saygısız ve küfürcüdürler ( Hutchıncon, 12992;
Steinberg 1990; Allen, 1986; Bulut, 1995a)
Doğaldır
ki bu özellikleri göstermeyen yurtlu gençler olduğu gibi yurtlu olmadığı
halde bu özellikleri gösteren geçler olacaktır. Belirleyici olan, yukarıda
ifade edilmeye çalışılan ve gencin-sosyal gelişimini etkileyen koşullardır.
Koşullarda meydana gelecek olumlu değişmelerin, gençlerin daha sağlıklı uyum
yapmasını kolaylaştıracağı açıktır. Yakın bir gelecekte korunmaya muhtaç
gençleri kışla tipi kurumlardan kurtaramayacağımıza göre, bu ortamın onlar
için sağlıklı bir sosyalleşme ortamı haline dönüştürülmesi gerekmektedir.
Kanımızca en önemli başlangıç noktası, gençlerin katılımını sağlamak
olmalıdır.
KORUNMAYA MUHTAÇ GENÇLER VE SOSYAL HİZMET
Birleşmiş
Milletler (1967) Sosyal refah’ı “Birey, aile, grup ve toplumların değişen
koşullardan doğan sorunlarını gidermek için onları güçlendiren faaliyetler
bütünü” olarak tanımlar. Bir toplumun kalkınmışlık düzeyi, o toplumun refahı
ile yani sosyal değişmeye uyum kapasitesi ile oluşur. On dokuzuncu yüzyılda
sanayileşmenin getirdiği değişme ve uyum bugün hala ülkelerin sosyal
refahının sağlanmasında önemini korumaktadır. Çünkü sanayileşme, birçok
değişimi, beraberinde getirmektedir. Zaman içinde meydana gelen yeni
gelişmeler, yeni sorunları ortaya çıkarmaktadır. Örneğin Amerika’ da
adolesan doğurganlığının artması; boşanmaların ve yoksulluğun da artmasına
neden olmuştur. AİDS nedeniyle çocukların ana-babasız, korunmaya muhtaç hale
düşmesi, son yıllarda ülkelerin çözüm getirmesi gereken sorunlardandır.
Belirli
bir yaşam düzeyi için gerekli kaynaklardan yararlanamayan insan gruplarının
refahını sağlamayı temel hedef edinen mesleklerden biri de sosyal hizmettir.
Sosyal hizmet mesleğinin çeşitli ihtiyaç grupları içerisinde “ özel
durumları “ nedeniyle refahını karşılamak durumunda olduğu gruplardan biri
de “ korunmaya muhtaç çocuklar “ dır. Bu konu sosyal hizmetin Aile ve Çocuk
refahı alanı içinde ele alınır.

Daha önce
de ifade edildiği gibi yetiştirme yurtları "sosyal hizmet kurumları” dır. Bu
kurumların temel hedefi “ gençleri korumak, bakmak ve bir iş veya meslek
sahibi edilmelerini sağlamak” tır. Yani korunmaya muhtaç gençlerin refahı,
bu kurumların sorumluluğundadır.
Doğaldır ki Sosyal Hizmet kurumlarında, sosyal hizmet hedeflerini
gerçekleştiren kişiler Sosyal Hizmet Uzmanlarıdır. Bir başka ifade ile
Sosyal Hizmet Uzmanları olması gerekir. Ne yazık ki uygulamada bu ideal pek
gerçekleşememektedir. Son rakamlara göre Türkiye ‘ de 92 Yetiştirme yurdun
da 9366 gence hizmet verilmektedir ( SHÇEK, 1995 ). Çalışan personel ise
sosyal hizmet ağırlıklı değildir. Bu kurumlarda sağlıklı gençlerin
yetişmesi; konu hakkında bilgi, beceri ve mesleki değerlerle donatılmış
sosyal hizmet uzmanlarının etkili çalışmaları ile olanaklıdır. Bu nedenle,
kurumlardaki personelin sosyal hizmet ağırlıklı olması ve çalışan sosyal
hizmet uzmanlarının kurumlarda meslek uygulamalarını yapabilecekleri bir
yapının oluşturulması öncelik verilmesi gereken bir konudur. Ancak bundan
sonra, meslek elemanlarının mesleki uygulamalarını yaparken geçlerin
sağlıklı sosyalleşmesini sağlama yönünde neler yapabilecekleri, ne tür
yenilikler getirebilecekleri tartışılabilir. Eğer bu kurumlar aile yerine
geçiyorsa, gençler ihtiyaçları olduğunda yüz yüze iletişim kurarak meslek
elemanlarından gerekli destek ve yardımı alabilmelidir.
Kanımızca
Yetiştirme yurtlarında gençlerin doğasına uymayan en önemli özellik, yapıda
yöneten ve yönetilen olmak üzere iki grubun olmasıdır. İki grup arasında
yönetime ilişkin herhangi bir iletişim olmaması, bazı sorunların ortaya
çıkmasına neden olmaktadır. Etüd ‘ te ders çalışmama, kurum tarafından
belirlenen saatten daha geç gelme, kurumdan kaçma bu sorunlardan
bazılarıdır. Bireyler neden konduğunu bildiği veya kendi koyduğu kurallara
daha çok uyma davranışı gösterir. ( Kağıtçıbaşı, 1988) Her konuda gençleri
yönetime katma olanaksız olabilir. Ancak onların katılımlarının
sağlanabileceği konular mutlaka vardır, aranıp bulunmalıdır. Bu konular da
her bölgedeki yetiştirme yurdunda gereksinmeler nedeniyle farklılık
olabilir. Bu nedenle her kurumda gençlerin ilgi ve ihtiyaçları, o bölgenin
gençlerden beklentileri göz önüne alınarak program geliştirilebilir.
GENÇLİK
LİDERLİĞİ
Gençlere
yönelik yapılan çalışmalar, arkadaşların, otorite, temsil eden kişilerden
daha önemli olduğunu, gençlik döneminde bireyin akranlarının fikrinden
etkilendiğini göstermektedir.

Her kurumda her zaman liderlik özelliği gösteren arkadaşlarını etkileme
gücüne sahip kişiler olacaktır. Yönetimden gence değil de gençten gence
aktarılan fikirler diğerlerini daha çok harekete geçirme şansına sahiptir.
Bu nedenle belirli konularla sivrilmiş ve etkileme gücüne sahip gençler,
gençlik lideri olarak geliştirilebilir.
Yetiştirme
yurtlarının temel hedefi “ sağlıklı genç “ yetiştirmek olduğuna göre gençlik
liderliği konusu planlanırken her aşamada bu hedef gözden kaçırılmamalıdır.
Yetiştirme Yurtlarında Gençlik Liderliğinin Geliştirilmesinde Adımlar Şöyle
Sıralanabilir :
1.
Kurum içindeki gençleri, ilgi ve ihtiyaçları, yetenekleri açısından
tanıma. Burada ifade edilmek istenen teorik olarak gençlerin ilgi ve
ihtiyaçları hakkında bilgi sahibi olma değildir. O kurumdaki gençleri
bireyselleştirerek tanımak önemlidir. Hangi konularda doğal gruplaşmalar
vardı? Bu gruplar hangi gençlerden oluşmaktadır? Hangi gençler diğerlerini
etkileme gücüne sahiptir? Hangi konularda? Bu ve buna benzer soruları
cevaplayacak kurum içinde ufak çaplı bir araştırma ve gözlem yapmak gerekir.
2.
Kurumun içinde yer aldığı toplumsal çevrenin gençlerden
beklentilerinin ne olduğunu belirleme. Bu inceleme zaman kaybetmemek için
birinci adım ile aynı dönem içinde gerçekleştirilebilir.
3.
İlgi gruplarını ve liderlerini belirleme. Bu gruplar sanatın çeşitli
dalları, gezi, spor, söyleşi, konferans gibi sosyal etkinlikler, çevre,
arkeoloji, yurdu dışarıda tanıtma, bazı yurt sorunlarını giderme, vb. gibi
konular içerebilir. Yörenin folkloru, tarih, adetleri gibi yöresel
özellikleri tanıtan gruplar olabilir.
4.
Grup liderinin gelişmesini destekleme ve izleme. Buraya kadar
girişimcilik daha çok kurumda çalışan sosyal hizmet uzmanında olabileceği
gibi, tüm bu faaliyetler gençlerin katılımı ile de gerçekleşebilir. Gruplar
ve liderler belli olduktan sonra uzmanın liderin etkililiğini artırmak için
ihtiyaç halinde gerekli ilişkileri kurmakta yardımcı olması, zaman zaman tüm
gençlik liderleri ile bir araya gelerek aralarındaki iletişimi güçlendirmesi
yararlı olur. Gruplar arası yapıcı bir rekabetin oluşmasını sağlar.
Uzmanın Süreç İçinde:
a.
Yurtta kalan tüm gençleri en az bir grubun üyesi olmaları konusunda
yüreklendirir. Her grubun kendini ve faaliyetlerini tanıtması için ortam
hazırlar.
b.
Gençlik liderlerinin ve gruplarının başarılı olması için dış
kaynakları harekete geçirir. Gerekli durumlarda onların savunuculuğunu
yapar.
c.
Diğer yetiştirme yurtlarında bulunan benzer ilgi gruplarının bir
araya gelmesini sağlamak üzere liderlerin buluşmasına sağlayacak programlar
hazırlar.
Kısacası grupları oluşturma, liderleri
yetiştirme ve devamlılığı sağlamada uzman aktif rol alır. Burada uzmanın bir
lider olarak gençlere model olması önem kazanmaktadır. Uzman gençlerle
iletişim kurma becerisine sahip olmalıdır. Bu konu bir başka yazıda
etraflıca ele alınabilir.
Yukarıda
ifade edilen aşamaların daha ideal bir şekilde geliştirilebilmesi, tüm
yetiştirme yurtlarında uygulanacak şekilde projelendirilmesi olanaklıdır.
Yeter ki kurum yönetimi gençlerin katılımı ile bazı faaliyetleri
geliştirebilecekleri yönünde esnek olsun ve onlara güvensin.
Gençlik
liderliği oluşturma ve geliştirme faaliyetleri gençler arasında, gençlerle
kurum yönetimi ve personeli arasında ve gençlerle dış çevre arasında etkili
bir iletişimin doğmasına neden olacaktır. Kendilerinden birinin
liderliğinde yapılacak faaliyetlerde gençlerin daha kabul edici olması
beklenir. Bu da gencin kendi gücünün farkına varmasını, kendine güven
geliştirmesini sağlayacaktır. Program faaliyetleri aracılığı ile dışa açılma
“Yurtlu olma “nın utanılacak bir şey olmadığını anlamlarına ve bu konuda
aşağılık duygularından kurtulmalarını neden olacaktır.
Bu
örnekler çoğaltılabilir, bilindiği gibi sosyal olgunluk kazanmak, sorumluluk
alıp yerine getirmek, kendi kararını verebilmek ve bağımsız olabilmek ile
olanakladır. Kanımızca gençlerin kendi liderleri aracılığı ile
katılımlarının sağlanması, onların sosyal olgunluk kazanmasının ön şartıdır.
Bu özelliklerini geliştirebilen genç, sağlıklı sosyalleşebileceği bir ortam
bulmuş demektir.